Ömercan Şakar ile yeni projesi ‘Psychaudio’yu konuştuk.

Kendini kısaca tanıtır mısın?

Ankara doğumluyum ama İzmir’de büyüdüm. Müziğe küçük yaşta ilk olarak gitar ile başladım. Gitar ile çok vakit geçiremeden kendimi davulun başında buldum, o gün bugündür hala davulun başındayım. Ailemde müzisyen olmasa da, beni ellerinden geldiğince desteklediler. Küçük yaşta sayısız konser ve festivaller gördüm, zaman içinde bir şekilde bilinç altımda şekillenen müzik dünyasında yolculuğa başladım. İzmir’de birçok değerli müzisyenle çalışma, onlarla konserlere katılma fırsatı buldum. Aynı zamanda İzmir’in müzik sahnesinde de kurucularından olduğum, ‘So What’ grubu ile uzun bir süre çalıştım. Yaşım ilerledikçe müziğe daha çok zaman ayırmaya başladım. İlk olarak, değerli ‘İzmir Kültür Eğitim Vakfı’nın desteği ile İtalya’daki ‘Siene Jazz Masterclass’larına burs kazandım. Oraya ‘Engin Recepoğulları’ ile gittik, benim için unutulmaz bir deneyimdi. Hemen sonrasında müziğe ve davula bakış açımın biraz daha değişip evrimleşmesiy le birlikte, öğrendiklerimi daha rahat uygulamaya başladım. Uluslararası bir yarışmada birinci olarak New York’taki, önceki adıyla ‘The Drummers Collective’, şimdiki adıyla ‘The Collective School of Music’e burs kazanan ilk Türk öğrenci oldum. 2007 yılında 21 yaşımda, hiç hesapta yokken apar topar ‘New York’ Şehrine göç etmişim, bunu 12 sene sonra yeni yeni anlıyorum. Okulda geçirdiğim iki yıldan sonra hem piyasada çalmaya başladım, hem de kendimi geliştirmeye devam ettim. Eğer New York şehrinde meraklı, azimli ve araştırmacı bir müzisyenseniz, öğrenebileceklerinizin ve ulaşabileceklerinizin bir limiti yok. Bir çok önemli isimle çalışma fırsatı buldum ve bu tarz tecrübeler benim hem müzisyenliğimi hem de kişiliğimi şekillendirmeme yardımcı oldu. Yoluma çıkan herkese çok minnettarım.

12 yıldır New York şehrinde müzisyen olarak yaşıyorum. Son 5 yıldır ‘Nublu’ ailesiyle birlikteyim ve çok güzel bir komünitenin içinde öğrenmeye, gelişmeye ve paylaşmaya devam ediyorum. New York’ta geçirdiğim 10 yıldan sonra, kendi projem olan ‘Psychaudio’yu 2017 yılında hayata geçirebildim. Şu anda ikinci albüm üzerinde çalışıyorum. Müzik dışında da doğa tutkunu ve spiritüel dünyalarda keşifler yapan, sanata aşık, bu anda yaşamanın farkında olan, ya da olduğunu düşünen, içimdeki sevgiyi ve bilgiyi paylaşmaya çalışan kendi halimde bir adamım işte…

Yeni projen Psychaudio’yu biraz açıklayabilir misin, farklı kültürlerin birleştiği bir kollektif olarak göze çarpan Psychaudio’nun ortaya çıkışı, müzik kültürü, vizyonu ve amaçları nelerdir?

Psychaudio’, farklı kültürlerin New York’taki özgür buluşma noktası olan Nublu’da, 2015 yılında başlattığımız jam session’larda bir araya geldi. Grup üyeleri Almanya, Sırbistan, Türkiye ve Amerika’dan. Farklı kültürlerin bir araya geldiği, özgür bir bakış açısıyla yarattığımız, bazen melodik, bazen elektronik, biraz da kaotik öğelerden oluşan, net bir tarzı olduğunu söyleyemeyeceğim bir füzyon projesi ortaya çıktı. İlk albümümüz ‘Connect’i 2016 sonunda kaydettik ve 2017 sonunda ‘Kabak&Lin’ şirketinden online olarak piyasaya çıktı. Müzik piyasasının hızla değişimine ayak uydurmaya çalışırken bu albümden çok şey öğrendik ve şu anda derslerimizi çalışıyor ve ikinci albüm üzerinde yoğunlaşıyoruz. Bir gün ‘Psychaudio’yu Türkiye’ye de getirmek istiyorum.

Connect albümünün ortaya çıkışı nasıl oldu? Müzikal olarak sana ne ifade ediyor?

Açıkçası müziğimiz organik bir şekilde jam session’larda oluştu. Belli bir süre sonra hepimiz yazdığımız şarkılardan ya da küçük fikirlerden getirdik ve bunları sahnede paylaştık. Bu şekilde doğu-batı kültürlerini sentezleyip, modern bir bakış açısıyla yaratmaya çalıştığımız ilk albümümüz ‘Connect’ ortaya çıktı. Adından da anlaşılacağı gibi bu benim kişisel olarak müzik dünyası ile bağlantı kurmaya çalıştığım, New York’ta geçirdiğim hayatımın sıkıştırılmış, sesli özeti diyebileceğim bir proje ortaya çıktı. Şimdi albümü dinlediğimde, New York’ta yaşadığım hem güzel, hem de bir o kadar zorlu ve kaotik dönemleri anımsıyorum. Onları biraz da olsa yansıtabildiğim bir albüm olduğunu düşünüyorum. Connect albümü benim için hayatımda yeni araladığım bir kapı, içeri girdim ilerliyorum…

Prodüksiyon süreci, mix-mastering ve dağıtım hakkında bilgi verebilir misin? 

  Herkesin New York’ta yaşadığı yoğun hayatlarından dolayı albümü çok kısa bir zamanda kaydettik. Yanlış hatırlamıyorsam, o dönem belimde bir rahatsızlık vardı ve kendi davulumu kayda götürememiştim. Zaman kısıtlıydı, imkanlar kısıtlıydı ama bunun bir öğrenme süreci olduğunu fark ettiğim anda dertleri bir kenara bırakıp yaptığım işe odaklanabildim ve her şeye rağmen içime sinen bir kayıt oldu. Albümün mix’ini Brooklyn’deki ‘Wonderpark Studios’undan ‘Chris Krasnow’ yaptı. Mastering’i de çok sevdiğim, ‘Bunker Studio’da çalışan ‘Alex De Turk’ yaptı. Albümün dağıtımı için de Türkiye’den çok sevdiğim davulcu arkadaşım, müzisyen ‘Ediz ‘Hafızoğlu’na ulaştım, sağolsun onun da desteği ile albümü ‘Kabak&Lin’ etiketi ile online olarak piyasaya çıkardık. Albümde katkısı ve desteği olan herkese çok minnettarım.

İlerleyen zamanlarda Psychaudio ile ilgili planlarınız nelerdir?

  Bu sene ikinci albüm üzerinde çalışıyoruz, ikinci albüm ile birlikte Amerika ve Avrupa’da tur planları yapmaya çalışıyoruz. Değişen ve gelişen müzik piyasasına ayak uydurmaya çalışıp, müziğimizi paylaşmaya devam edeceğiz. Ayrıca benim kişisel olarak yapmak istediğim ‘Psychaudio’ ve senfonik orkestra projesi belki ilerleyen yıllarda gerçekleşebilir.

New York City’de yaşayan bir Türk olarak; hikayeni, uyum sürecini ve karşılaştığın zorlukları anlatabilir misin?

  New York’a 21 yaşımda geldim, şimdi düşününce hem kendimi hem de annemi bu konuda tebrik ediyorum. Ben de, o da, bana güvenmişiz. Sağolsun annem ve babam sayesinde ilkokul ve ortaokulda İngilizce’yi öğrenmiştim. New York’a geldiğimde bir iki hafta içerisinde hemen İngilizce yaşama uyum sağladım. Bu birçok şeyi hızlandırdı ve kolaylaştırdı. Geçirdiğim ilk 2-3 yıl çok güzel dönemlerdi. New York’taki okul hayatım tahminimden çok daha ilginç, bazen çok daha ağır, ama bir o kadar eğlenceli ve meraklı bir şekilde geçti. Buradaki öğretmenlerime ve müzisyen ustalarıma çok şey borçluyum. Hem müzik hayatım, hem de kişiliğim için bana çok katkıları oldu. 

New York çok hızlı bir şehir, İstanbul gibi ama daha da hızlı. Sabah uyandığın zaman hiç tahmin etmediğin bir şeye geç kalmış olma olasılığın çok yüksek, ya da çalışmadığın bir gün hiç fark etmeden harcanan 50-100 dolarlar… Maddi durumu iyi olan biri için her türlü imkanı sağlayan bir şehir New York, ama benim için pek öyle olmadı. Bu şehre ayak uydurabilmek için bir çok farklı işte çalışmak zorunda kaldım. Hepsinden çok şey öğrendim ve güzel insanlar tanıdım. Ama birçok zorlu dönemden de geçtim. Yaşadığım herşey için çok minnettarım, çünkü zorlu dönemler ve fedakarlıklar olmadan yaşamlarımızın gelişemediğini düşünüyorum. Bir şekilde zorluklardan yılmadan, azimle çalışmaya devam etmek ve ruhumuzu doyurmak lazım. Bunları başarabildiğimiz zaman yolumuzdaki taşlar yerine oturmaya başlıyor. 

Nublu’ ailesine dahil olduğumdan beri son 5 senedir taşların yerine oturmaya başladığını görüyorum. Bana sağladıkları imkanlar ve destekleri için ‘Nublu’nun merkezi sinir sistemi olan ‘Pınar Karpuzoğlu’na, yaratıcısı ‘İlhan Erşahin’e ve de ‘Nublu’aileme çok minnettarım. New York hayatımda benimle herşeyi paylaşan ailem; kedilerim Menelaos ve Ares’e çok şey borçluyum ailemden çok uzakta bana aile oldular ve karşılıksız desteklediler. Amcaları değerli modern ebru sanatçısı, ev arkadaşım ‘Serkan Altınöz’ dostumun da desteklerini hiç unutamam. Başarıya kollektif bir çaba ile ulaşıldığını düşünüyorum. Umarım herkes kendi hayatında destekleyebildiği insanlar ve ruhlar ile birlikte birbirine yakın frekanslarda yaşamayı becerebilirler…

Önümde çok güzel planlar ve projeler var. 2020’de tamamen onlara odaklanabileceğim bir ortam sağlamış olacağım. Şimdi tam hızla çalışmalarıma devam ediyorum. 2020’de yeni albümlerle ve projelerle tekrar görüşmek üzere…

www.omercansakar.com

www.psychaudio.net


by Mrpsoft